Ana Sayfa İletişim
ATATÜRK KÖŞEMİZ

 

Doç.Dr. Kazım YILDIRIM

 

19.08.2021  

AKIL

 

Akıl kelimesi Arapçadan “aḳl” şeklinde Türkçeye geçmiştir. İsim olmak üzere dört şekilde açıklanmıştır: “Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us.”;”Öğüt, salık verilen yol”; “Düşünce” ve “Bellek”. Yunanca nous, Latince ratio ve intellectus karşılığıdır. Sözlüklerde “menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak” gibi anlamlara geliyor.
Felsefe açısından “varlığın hakikatini idrak eden, maddî olmayan, fakat maddeye tesir eden basit bir cevherdir.”  Mantık terimi olarak; “maddeden şekilleri soyutlayarak kavram haline getiren ve kavramlar arasında ilişki kurarak önermelerde bulunan, kıyas yapabilen güç” şeklinde ifade edilmiştir. İnsanın her çeşit faaliyetinde doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayıran güçtür. Bu anlamda akıl, ahlâkî, siyasî ve estetik değerleri belirlemede çok önemli fonksiyonumuzdur. Akıl, aynı zamanda insana sorumluluk kazandırır. Onun her türlü hareket ve davranışlarına anlam verir, ilâhî emirler karşısında yükümlülük ve sorumluluk altına girmesini sağlar.
Kuran’da akıl “bilgi edinmeye yarayan güç” ve “bu güç ile elde edilen bilgi” şeklinde tarif edilmiştir. Allah, çeşitli ayetlerinde aklını kullanıp düşünenlere sayısız nimetler vaat ederken düşünmeyenlerin üzerine “pislik” yağacağını/yağdıracağını belirtiyor. “Allah’ın izni olmadıkça hiçbir nefs için iman edebilmek yoktur ve akıllarını husni isti'mal etmiyenleri (akıllarını doğru-dürüst kullanmayanları, düşünmeyenleri) o pislik içinde bırakır.” Allah “aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir.” (Yunus 10/100; Elmalılı, Orijinal Meali). Akıllarını kullananların cehennem azabından kurtulacakları da belirtilmiştir. “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık” (Mülk 67/10).
Akıl, insana verilmiş bir kuvvettir ve insan; hayat mücadelesini akıl yoluyla sürdüren bir varlıktır. Onu diğer canlılardan ayıran da budur. İşaret edildiği gibi Kuran’da akıl övülmüştür. Sadece övülmekle kalınmamış, kullanılması emredilmiş, teşvik edilmiştir. Aklın övülmesi, öneminin sıkça vurgulanması ve kullanılması gerektiğinin Allah tarafından belirtilmiş olması, İslam dünyasının bu noktaya yönelmesini gerekli kılmıştır. Düşünce ise Keklik’in deyimiyle aklın işleyişi anlamına gelmektedir. “Akıl bir makineye benzetilecek olunursa düşünce (tefekkür) onun çalışması gibidir” diyor. Nasıl ki çalışma makineden ayrı olarak düşünülmez ise, aynı şekilde tefekkür dahi akıldan ayrı olarak düşünülemez (Keklik, 1978: 24 ve 88-89). Kuran hemen bütün ilim alanlarında İslam düşünürlerinin hareket noktasını teşkil etmiştir. Tefekkür ve bunun fazileti konusunda da Kuran’da ve hadislerde birçok örnekler mevcuttur.
Kuran’ın çeşitli ayetlerinde akıl sayesinde kazanılan bilginin gene bu gücün kontrolünde kullanılması gerektiğine işaret edilmiş, yapmayanların sorumlu tutulacağı ifade ve ikazı yapılmıştır. Eşyadaki nizamı anlama gücüne sahip olan akla, aynı zamanda ilâhî hakikatleri sezme, anlama ve onların üzerinde düşünüp yorum yapma görev ve yetkisi de verilmiştir. “Allah ayetlerini akledesiniz diye açıklamaktadır” (Bakara 2/242).
 
İlkçağdan itibaren filozoflar aklın ontolojik ve psikolojik fonksiyonu üzerinde teoriler geliştirmiş, evrenin yaratılmasının (kozmik varlığın) izahı ve bilgi teorisi (epistemoloji) alanlarında farklı görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Platon, Filon, Platinus, Farabi ve İbn Sina’ya göre akıl; Tanrı’dan feyz ve sudur (meydana gelme, ortaya çıkma) yoluyla çıkan ilk varlıktır. Mutlak şuur ve zekâ demek olan bu ilk akıl her ne kadar bir ise de zatı itibariyle çokluk karakterine sahiptir. Bu sebeple ilk akıldan ikinci akıl, nefs (ruh) ve felek (tabiat) çıkar. Güneş ışınlarının güneşten çıkıp evrene yayılması nasıl normal bir hadise ise, her türlü iyilik ve güzellikleri sembolize eden “Mutlak Bir” (Allah)’den aklın çıkması ve bu sistemle evrenin (kozmik varlığın) teşekkülü de öyle normal ve tabii bir hadisedir. Anaxagoras’ta âlemi idare eden akıl (nous), Sokrates, Eflâtun (Platon), Aristoteles, Farabi ve İbn Sina’da noksan ve aldatıcı bilgiye karşı, tutarlı ve doğru düşüncenin fonksiyonu olarak düşünülmüştür. Onun için Farabi, akılcı olarak aynı zamanda mantıkçıdır ve doğru bilginin yanındadır. “Evvela doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir” diyor ve bunun akıl ve mantıklı düşünme yoluyla olabileceğini belirtiyor.
Akıl, bilginin fonksiyonu olması yanında hikmet ve fazilet olarak pratiğe de uygulanmıştır. İnsan, aklı sayesinde sorumluluk sahibi ve ahlaklı olabilmektedir. İslam, ahlak bakımından insanı sorumlu tutmuş; nefsine hükmetmesini, nefsine söz geçirmesini emretmiştir. Başı açık, eteği kısa, hatta çıplak bir kadına zorla örtünmesini değil, erkeğin, nefsine örtü getirmesini, ona söz geçirmesini, sorumluluğu kendinde aramasını emretmiştir. Başkasını değil, kendi nefsine dizgin vurmasını, bunu da akıl sayesinde yapabileceğini belirtmiştir. Bilindiği gibi nefis, bazen azgın bir şekilde ve düşünmeksizin insanı hareket ettiren; akıl ise idare eden, dizginleyen, düşünerek hareket etmesini sağlayan bir güçtür. Başkasının ne yaptığı, nasıl giyindiği, nasıl yaşadığı, nasıl davrandığı önemli değildir; bizatihi insanın kendisinin ne yaptığı önemlidir. Akıl ve düşünce bunun için insana verilmiş ve kullanılması Yaratıcı tarafından emredilmiştir.
 
Yümni Hocamız, önce şahsi ahlakın söz konusu olduğunu, sonra aile ahlakı ve milli ahlak ve daha sonra da evrensel (insanlık) ahlakı gelir diyor. O’na göre asla atlanamadan gidilecek sıra; fert, aile, millet ve insanlıktır. İslam’da dinin sosyal gayesi ahlaktır. Ferdin kendi nefsiyle hesaplaşması gerekir. Hocamıza göre “bu olmadan ahlaka giriş olmaz… Kendi kendini hesaba çekmeyen insan ne insan olma özelliğini taşır ne ahlaka girer ne sorumluluk yüklenmiş olur. Böyle bir insan, başkalarında hep hata bulacak, kendinde hiç hata bulmayacaktır.” Özetle Hocamız, “içgüdüler aşılmalı, Mutlak olana yönelmeli, kendi içindeki büyük kapıdan geçmelidir” diyor (1984: 415-416-417).
Aziz Sancar Hocamız “sadece Türkiye değil, tüm İslam dünyasında son 500 yılda doğru dürüst bilime katkı yok. Bilim yapmak, bilim kültürünü geliştirmek bir gelenek olmalı. Bunu Türkiye’de geliştirmek lazım” diyor. Çocuklarımızı genç yaşlarda deney yapmaya alıştırmalıyız. Deney yapmaya alışan insan düşünür ve bu ancak öyle alışkanlık haline gelir. Bunu bir gelenek haline getirmeliyiz.
Akıl, bilginin kaynaklarından biri olduğu gibi, insan hareket ve davranışlarındaki sorumlulukların da kaynağıdır. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma özelliği vermekte, onu kötülüklerden korumaktadır. Aklı olmayan, ne yaptığını bilmeyen, olayların önünü arkasını düşünmeyen ve ayırt etmesini fark edemeyen insan, Allah tarafından da sorumlu tutulmamıştır. Akıl, insanın evrende olup biten olayları yorumlayarak; birbiriyle bağlantı kurarak kıyaslayan, inceleyen düşünce ve anlama, yani kelimelerin ve kavramların manalarını bilme yeteneği sağlar. Sorumluluk sahibi, bilgili, ahlaklı, adaletli, hakkaniyetli ve dürüst olmasını insana veren güçtür.
Din adına, şeriatı uygulayacağız diyerek kadına zulmetmek; onu pek çok şeyden mahrum bırakmak akılla bağdaşamaz ve aklını kullanan insanın ve toplumun işi olamaz. Böylesi davranışlar akılcı olmadığı gibi, insani ve İslami de değildir. ABD Başkanı sözcüsünün ve NATO liderinin karşısında göz yaşı döken Afgan kadınlarının ıstırabını vicdanında hissetmeyen ve bu ıstırabın akıl dışılığını anlamayan insan, aklını ve vicdanını yitirmiş demektir. Yazıklar olsun!

 

  

     

*Yazarımıza görüş ve önerilerinizi kyildirim@sakarya.edu.tr e-posta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Bookmark and Share Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder Yazdır  

 

 
B&G Copyright © 2021 Tüm hakları saklıdır ve tüm içeriğine ait lisans ve telif hakları T.C yasalarınca korunmaktadır. İzinsiz kopylanması veya yayınlanması yasaktır.Web sitemizde yer alan her türlü yazı, makale şiir vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Sakarya Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.