Ana Sayfa İletişim
Faydalı Linkler
















Dr.Öğr.Üyesi Mustafa Kemal CERRAHOĞLU(Bilim Uzmanı)

08.03.2019  

KADINLARIMIZA: “KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN”

Bu gün “SEKİZ MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ”. Aslında bunu yanlış buluyoruz. Çünkü böyle bir günün tahsisi kadın erkek ayrımcılığının bir göstergesidir. Erkekle aynı haklara sahip bir cinsiyete “kim”, “kimin adına” gün tahsis edebilme hakkını kendisinde bulabiliyor. Böyle bir günü YARATICI tahsis etmediğine göre (çünkü yaratıcı kullarının arasında erkek-kadın ayırımı yapmaz. Yaratılmış olanlar gücüne dayanarak yapar), yaratılmış olan bir cinsiyet, erkek; Açıkçası erkek eğemen toplumda erkekler yapar demektir. Şayet gün tahsisi yapılacaksa ayrımcılığın ortadan kaldırılması adına başka bir günün de erkeklere tahsis edilmesi gerekir. Bu güne de “ERKEKLER GÜNÜ” denmesi lazımdır. MESELA bazı toplumlarda farz edelim Kırgızsitan’da böyle bir gün var. Konu çok uzun ve ayrı bir yazıyı gerektirmektedir. Şimdilik bu kadarcık mesajla yetinelim ve çoğunluğa uyarak lütfedip tahsis edilen “gün” dolayısıyla, bütün kadınlarımızın “SEKİZ MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜ” kutlamış olalım.
CİNSİYET AYIRIMI VE MEDENİ GELİŞME
Cinsiyet ayrımcılığı İlk Çağ’dan günümüze insanlığın en önemli sosyal problemlerinden birisidir. Tarih boyunca dünyada genel olarak kadına yönelik olumsuz  ayrımcılık yaygın olarak devam edegelmiştir. Medeniyet seviyelerinin belirlenmesinde kadınların toplumdaki konumu önemlidir. En ilkel toplum hayatından günümüze kadar dezavantajlı olan bu grubun hakları, esasında toplumların insan haklarına bakışını da anlatmaktadır. İlk Çağ medeniyetlerin bazı toplumlarında kız çocuklarının öldürülmesi, ömür boyunca birinin emanatinde/himayesinde yaşaması, toplum içerisine çıkmasının yasaklanması hatta isimsiz yaşatılması gibi insanlık dışı durumlar, kadın erkek ayrımcılığının ulaştığı noktayı göstermektedir. Bunlar “cahile dönemi” olarak zikredilen örneklerdir. Aynı durum bazı toplumlarda kadın öldürüldüğünde katilin hiçbir cezaya çarptırılmaması, kadın şahitliğinin kabul edilmemesi veya bir erkeke karşılık iki kadının şahit olarak dinlenmesi zorunluluğu da “cahiliye döneminin” örnekleri arasındadır. Bu toplumlarda kadın, adeta, erkekğin hizmetçisi, ailede  koca için çalışan, onun bütün istek ve arzularını yerine getiren biri olarak yaratılmıştır! Bazı toplumlarda ve bazı dönemerde kocanın kadını istediği zaman boşayabildiği, kadının ise böyle bir hakkının olmadığına da rastlanabiliyor.
Türk toplumunda tarihin hiçbir döneminde kadına böylesine aşağılayıcı, küçük düşürücü, ezici durumlar yaşanmamışrı. Yaşandığı dönemler ise (özellikle Seçuklu ve Osmanlı döneleri) diğer toplumların etkisiyle olmuştur. Bu durum Türklerin medeniyet tarihindeki yerini de belirlemektedir. Türlerde kadının aile ve toplum içerisindeki yeri her zaman saygın olmuş, siyasi ve hukuki hakları her daim erkek ile aynı şekilde değerlendirilmiştir. Zaman zaman eksiklik ve yanlışlıklar olmakla birlikte kadına bakış açısından Türklerin tarihteki gerçek yeri budur. Dünyayı yönetmek maksadıyla yaratılmış bir millet olduğuna inanan Türkler, cihan hâkimi olabilmek için bu birikime ve hukuka büyük önem vermişlerdir. Ancak bu ideale ulaşabilmek için güçlü bir sosyal yapıya da ihtiyaçları vardır ki güçlü bir toplumun temeli güçlü bir aile oluşumundan geçer. Aile ve toplum içerisinde kadının yeri Türklerin medeni seviyesini gösteren önemli bir ölçüdür. 

AİLEDE CİNSİYET AYIRIMI ve TÜRKLER
Tarihte bilinene cinsiyet ayırımının en kötüsü Araplarda idi. Araplar ilk çağdan itibaren doğan çocuk kız olursa bu bir utanç olarak kabul edilirdi. Bu yüzden belirli dönemlerde ve kutsal saydıkları tanrılarına kız çocuklarını diri diri toprağa gömenler olmuştur. Türk tarihinde bu anlayışa sahip bir geleneğin olmadığı, farklı derecelerde de olsa çocukları arasında cinsiyet (kız erkek) ayrımı yapmadığı bilinmektedir.  Tarihi kayıtlar Türklerin çocuklarına farklı davranmadığını ortaya koymuştur. Bu kayıtların en önemli örneği Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig’dir.  Kutadgu Bilig’de Türklerin kız ve erkek çocukları arasında bir ayırım gözetmediğini anlıyoruz. Dolayısıyla Türklerin cinsiyet ayrımını bilmediklerini, yapmadıklarını göstermektedir. Aynı şekilde Dede Korkut hikâyelerinde de çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapıldığına dair örnekler yoktur.
Türk destanlarında kadın, daima erkeğinin yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır. “Han ile Hatun” gök ile yerin evlatlarıdır. Günümüzün deyimiyle devlet kararnameleri-bildirileri ikisi tarafından imzalanırdı. Kararname ve bidiriler;  “HATUN VE HAKAN DEDİLER Kİ” şeklinde başlardı. İkisi tarafından imzalanmayan kararnamelerin-bildirilerin geçerliliği yoktu.
Kadına, böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin, horlanmasının, küçük görülmesinin, küçümsenmesinin imkanı yoktur. Zaten belirtildiği gibi Türk kültüründe ve destanlarında böyle bir durum da göze çarpmamaktadır. Türk destanlarında kadın erkeğin daima yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır. Kahramanının yanında savaşan kadın fiğürü tarihi kayıtlarda ve destanlarda vardır. Türk toplumun ve Türk ailesinde kadın erkek beraberliğinin en önemli göstergelerinde birisi ise, yerine göre kadının veya erkekğin hiç çekinmeden ailesi ve çocukları için her türlü fedakarlığa katlanmasıdır. Türk toplumunda ve devletlerinde kadın, sosyal hayatta sahip olduğu haklarını her zaman korumuş ve devam ettirmiştir.
Görüldüğü gibi Türk kültüründe kadın, hem toplum hem de devlet içerisinde saygın bir değere sahiptir. Toplum içerisinde tıpkı erkek gibi etkin şekilde hayatını devam ettirmektedir. Günümüzde zaman zaman görülen kadına yönelik şiddet ve kötü davranışlar, kadınla erkeğin Yaratıcının insan olarak biyolojik bakımından iki farklı cins şeklinde yaratmış olduğunun bilincine  varamamışlar tarafından yapılmış olduğunu belirtmek lazımdır. Türk insanı, kültürünün farkına vardığında, gelenek ve göreneklerinde kadına şiddetin, kötü davranışın yeri olmadığını görecek ve Türk kadını da, tarihte olduğu gibi erkeğiyle aynı haklara sahip üstün değerini anlayacaktır.


İSLAMİYET VE KADIN
Meseleye İslami açıdan bakılınca kadın erkekle aynı haklara sahip olarak yaratılmıştır. “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir kadından (dişiden) yarattık ve birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, Allah'a en çok saygı duyanınızdır. Allah her şeyi bilendir; her şeyden haberdar olandır” (Hucurat Süresi, 49/13).  (Yâ eyyuhâ-nnâsu innâ ḣalaknâkum min żekerin ve unśâ ve ce’alnâkum şu’ûben ve kabâ-ile lite’ârafû(inne ekramekum ‘inda(A)llâhi etkâkum(c)inna(A)llâhe ‘alîmun ḣabîrun).
Ayette açıkça görüldüğü gibi Yaratıcı (ALLAH), insanları, biyolojik olarak kadın ve erekek cinsinden yaratmıştır. Yratıcının takdiri budur. Her iki cins biyolojik bakımından farklı fakat insan olarak; hiçbirnin, diğerinden bir milim dahi önde veya arkada, başka bir deyişle üstün olması asla mümkün değildir ve asla kabul edilemez. Bugün İslam Dünyasında ve özel olarak ülkemizde; yer yer ve zaman zaman, kadına yönelik küçük düşürücü, dışlayıcı, ötekileştirici dil veya eylem, asla kabul edilemez. Allak katında erkek hangi hakka/haklara sahip ise kadın da aynı hakka/haklara sahiptir. Son yıllarda zaman zaman sekizinci asırdan itibaren şereflendiğimiz İslamiyet adına, sozüm ona  konuşan bazı “din adamları!” “Kadın bizim (erkeğin) emanetimizdir” diyorlar. Ne münasebet! Kadın niçin sizin (erkeğin) emanetiniz olsun. Kadın, yukarıda zikredilen ayetde belirtildiği gibi tıpkı erkekler gibi Allah’ın yarattığı bir varlıktır ve sadece Allah’ın emanetidir, kul olan hiçbir yaratığın (erkekğin) emaneti değildir.  Öncelikle hastalıklı olan bu zihniyetin değişmesi lazımdır.
Bazı kabilelerin kadına yanlış ve aykırı bakış açısını; “İslami” diyerek dayatmada bulunmasına ve bunu topluma kabul ettirmesine gerek yoktur. Kadın, Allah katında erkek kadar özgür ve erkek kadar haklara sahip olarak yaratılmıştır. Günümüzde, daha yeni, - o da gündüz olmak şartıyla- kadına araba kullanma lütfünde bulunan erkek eğemen bir toplumun, “müslümanlık” adına söz sahibi olması düşünülemz.
Türk milletinin İslamiyet adına bunlardan öğreneceği çok fazla bir şey olduğunu düşünmüyoruz.
KADINLARIMIZIN ŞİDDET GÖRMEDİĞİ, HER ALANDA ERKEKLERLE AYNI HAKLARA SAHİP OLDUĞU VE HİÇBİR AYIRIMA TABİ TUTULMADIĞI DAHA GÜZEL YARINLARA MERHABA DİYELİM.


Aydınlar ocağı olarak, başta arz ettiğimiz gibi bir gün ayrımcılığı çağrıştıran böylesi günlerin kaldırılabileceğini ümid ediyor ve tekrar; “Sekiz Marta Kadınlar Gününü” kutluyor ve bütün kadınlarımıza en derin saygılarımın kabulunü arz ediyorum efendim.

 

  

*Yazarımıza görüş ve önerilerinizi mkcerrah@sakarya.edu.tr eposta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Bookmark and Share Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder Yazdır  
     

 
  Tüm hakları saklıdır ve tüm içeriğine ait lisans ve telif hakları T.C yasalarınca korunmaktadır. İzinsiz kopylanması veya yayınlanması yasaktır.