Ana Sayfa İletişim
ATATÜRK KÖŞEMİZ

 

Okt. Nesim YALVARICI

11.04.2021  

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BİR KRİZ Mİ YAŞIYOR?                      

Yerleşik hayat düzenini tercih eden insanoğlunun, en büyük olgusu, şüphesiz ortak değerler etrafında birleşerek yaşama kararları vermeleri olmuştur.


Bu olguyu bir düzen ve sistem bütünlüğü içinde sergilemeleri, insanların dayanışma ruhu içinde, ihtiyaçlarının karşılanmasında iş ve görev paylaşımını bir takım hukuki kurallara bağlayarak karşılamaları sayesinde, devlet yapısının vücuda gelmesidir.


İnsanlığın serencamında hemen her topluluk bu minval üzere bir seyir içinde olmuştur. Değer üretenler, bu değerlere bağlı hareket edenler, bu değerleri yaşatma iradesi sergileyenler, geçmişten geleceğe doğru bir büyük sosyal olgunun temelini de atmışlardır.


Ürettikleri değerlere baktığımızda, iletişimi sağlayan dilleri, inanma ihtiyacını karşılayan dinleri, insanın içinde yaşadığı coğrafi ve iklimin kendisine sunduğu imkânları ihtiyaçlarına göre özgün şekil vererek ürettiği maddi ve manevi kültürleridir. Yaşantısını gelecek nesillerin hafızasına sunmak üzere yaşadığı olayların sebep ve sonuçlarını bildiren tarihidir, üzerinde yaşadığı coğrafyaya aidiyet duygusu içinde mamur ederek ona, “vatan” demesi ve geleceğini kurgulayacağı bir hedefi, ülküsü ve bunu bütün organize eden devletleridir… Aynı zamanda, kan bağı ile birbirlerine olan ünsiyet ve yakınlıklarını dayanışmanın temeli saymasıdır.


Bu sosyal olguya millet olgusu, bu olguyu sürdürme iradesine milliyetçilik duygusu denmiştir.
İnsanlığın hikâyesine bakıldığında, bu meziyeti elinde bulunduranlar, zamanın onlara sunduğu her türlü imkânı kullanabilmiş ve insanca yaşayabilmeyi başarabilmişler.
Geçmişten günümüze, inişli çıkışlı bir hayat seyri içinde varlığını koruyan milletler içinde, kesintisiz olarak varlığından bahsedilebilen bir millet, Türk milletidir. Dünde vardı, bu günde vardır, yarında var olacaktır…


Günümüz dünyası, karmaşık, zorlu ve kaosun yaşandığı bir dönem yaşamaktadır. Kaosu tetikleyenler ve kaostan etkilenenlerin çok çetin bir mücadelesi gözlenmektedir. Bu çetin mücadele de Türk milleti tamda mücadelenin merkezindedir. İşin aslı, Tarihin her döneminde böyle bir misyonu Şartlar Türk milletine vermiştir. Bu günde öyledir…


Millet olarak bu kaosun bertaraf edilmesi, hayati önem taşımaktadır. Sorun şudur; Kiminle,
nasıl ve ne zaman harekete geçilmelidir?
Mücadele bir strateji işidir. Böyle bir strateji var mıdır?


İçte bütünlük, dışarıdan gelecek tehlikelerin farkındalığı var mıdır? En önemlisi dışa karşı bir kararlılık var mıdır? Mücadelenin en önemli boyutu finansal yapıdır. Finansal yapı sürdürülebilir bir mücadele için yeterli midir? Bu organizasyonu gerçekleştirebilecek yetkinlikte, siyasi, iktisadi ve askeri kadrolar var mıdır? Varsa, uygun zaman kollamak üzere, hasımlarınızın zayıf anlarını kollayabileceğiniz bir bilgi ağınız var mıdır? Uluslararası ilişkileri lehimize sürdürebilecek diplomatlarımız var mıdır?


Yukarıda soru olarak sunduğumuz meseleler, ülkemizin dört asırdır çözüme ulaştıramadığı meselelerdir. Günümüzde katlanarak büyümüştür. Zira değer üretemiyor, o değerlere bağlı insanlar yetiştiremiyoruz. Yani kaosu yaratan toplulukların önermelerini kendisine şiar edinerek yaşamaya çalışanlar, devlet organizasyonlarına hâkim durumdadırlar. Onun içinde bir türlü problemlerin kaynağına inilemiyor, çözüme yaklaşılamıyor…


1.dünya harbi öncesi, bir avuç Milliyet ve milliyetçilik sevdalısı insanımız ile toplu olarak imha edilmekten kurtulsak ta, hastalığın sardığı sosyal bünye kısa bir süre sonra aslına rücu etmiştir. Osmanlıyı etkileyen ve çözen hastalık, kısa bir süre sonra genç Türkiye Cumhuriyetini de etkisine almıştır.
Cılız ama soylu bir ses ve nefes gibi yeniden başlayan milli ülküleri hedef eden bir gurup serdengeçti, yeniden sahneye çıkarak ülke bütünlüğünü tehdit eden unsurları korkuya sevk etti. Beş bin şehide mal oldu.
Kasvetli hava dağılmış olsa bile yine Bizans ve Sasani entrikaları sayesinde, marazi durum devam etmektedir. Üstelik Arap şovenizminin de katkıları ile…


Türk milliyetçileri bu gün mücadele gücünü ve potansiyelini sergileyememektedirler. Zira bir kriz dönemi yaşamaktadırlar. Milli bütünlüğün teminatı olmaları gerekirken, kendi bütünlükleri çözülme noktasına gelmiştir. Sistemin intikamı ile cezaevlerinde çürütülen bu yapı, kendine gelmiş olsa da, sistemin ayak oyunlarına mağlup durumda görünmektedir. Varlığını ve gücünü milletten alan meşru bir hareket, sistemin intikamı ile paramparça edilmiş, birbirleriyle düşman kamplara dönüşmüşler, her biri sistemin uydusu olan yapılardan medet umar duruma düşmüşlerdir. Milletin Milliyetçilere tanıdığı meşruiyet, ne yazık ki, siyasi ikbal ve ekonomik gailelere kurban edilmiştir.
Varlıklarını karanlık mahfillerden kuvvet alarak sürdüren siyasal yapılar, Milliyetçileri kapıkulu gibi görmekte ve o şekilde servis etmektedirler. Siyasal yelpazelerin içine serpilerek, birbirlerine diş bilemektedirler.


Dünya, çok korkunç bir mücadeleye gebedir. Buna hazırlıklı olabilmek, milli bütünlük ile mümkündür.
Pragmatik bir siyaset anlayışı ve dışa bağlı bir ekonomi ile mücadele edilemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Türk milletine düşman zihniyetler, devletin var olma dinamiklerini yerinde ve zamanında kullanabilmekten kaçınabilmektedirler. Dolayısıyla milli şuura sahip yeni bir iradenin oluşması elzemdir. Ancak mevcut durum bunu mümkün kılmamaktadır.


Milli şuur sahipleri, son bir kere toplanıp meselelerini görüşebilecekleri bir “Milli Kurultay” ile gündeme taşımalıdırlar. Bu durum dosta güven, düşmana korku verecektir. Çeşitli saiklerle milli şuura sahip atmosferden uzaklaşmış her vatan evladı motive olacaktır. Milletin iradesini devletin yapısına egemen kılmak zamanıdır.


Sonuç olarak biz olayı makro düzeyde ifade etmeye çalıştık. Olayın analiz edilerek, mikro ölçekte gündeme taşınması ileri bir zaman diliminde olacaktır.


Türk milliyetçileri, özde ülkücülerin, sistemin sarmalından, beceriksiz yönetimlerden, basiretten uzak anlayışlardan sıyrılmaları gerekmektedir.
Başbuğun ifadesi ile “biz ne sağcıyız, ne de solcuyuz. Biz milliyetçiyiz” düsturu ile marazi düşüncelerden sıyrılmak gerekir.

  

     

*Yazarımıza görüş ve önerilerinizi nesimy@subu.edu.tr e-posta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Bookmark and Share Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder Yazdır  

 

 
B&G Copyright © 2021 Tüm hakları saklıdır ve tüm içeriğine ait lisans ve telif hakları T.C yasalarınca korunmaktadır. İzinsiz kopyalanması veya yayınlanması yasaktır.Web sitemizde yer alan her türlü yazı, makale şiir vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Sakarya Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.