Ana Sayfa İletişim
ATATÜRK KÖŞEMİZ

 

Prof. Dr. Halil İbrahim BULUT

(İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fak. Öğr. Üyesi)

 

18.08.2021  

Muharrem Ayını ve Aşureyi Anlamak

 

Hicri takvime göre Muharrem ayı, yılın birinci ayı olup Hz. Ömer’in halifeliği döneminde -Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl (Miladi 622) olması sebebiyle- İslâmî takvimin başlangıcı kabul edilmiştir. Bu ay, tarihi süreçte pek çok olayın vuku bulduğu, sevinçlerin ve hüzünlerin birlikte yaşandığı bir aydır. Araplar arasında savaşmanın yasak olduğu haram aylardan (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep) biri de Muharrem ayıdır. Allah haram aylara saygı gösterilmesini istemiş ve bu aylarda savaşmanın büyük günah olduğunu bildirmiştir (Bakara, 217).
Muharrem ayını, daha özel anlamda Muharrem’in onuncu günü olan Aşure’yi önemli kılan husus nedir? Niçin Müslümanlar bu aya ve 10 Muharrem’e ayrı bir ehemmiyet atfederler? Bu sorulara farklı zaviyelerden cevaplar verilmesi mümkündür. Evvela Aşure gününü Hicri 61 yılı esas alınarak; öncesi ve sonrası şeklinde iki başlık halinde değerlendirmek gerekir.


Hicri 61 yılından önce Muharrem ve Aşure: Hz. Peygamber dönemindeki 10 Muharrem uygulamaları ile Hicri 61 yılında vuku bulan Kerbela Faciası sonrasında Aşure'ye yüklenen anlam ve uygulamalar arasında ciddi bir farkın olduğu aşikardır. Buna dikkat edilmediğinde ciddi kafa karışıklıklarının ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemde 10 Muharrem uygulamalarına baktığımızda genel olarak şunları söylememiz mümkündür: Sadece İslamiyet değil, daha eski dönemlerden beri bu günün faziletine inanılmakta idi. Kaynaklarımızda Hz. Adem’in tövbesinin bugün kabul edildiği; Nuh tufanının bugün sona erdiği ve Hz. Nuh'un, kendisine inananlarla birlikte bugünde kurtulduğu; Hz. Musa’nın önderliğinde İsrail oğullarının Firavun‘un zulmünden yine bugün kurtulduğu gibi onlarca mühim hadisenin 10 Muharrem’de gerçekleştiği belirtilir. Bu gibi faziletleri sebebiyle Aşure gününün Hz. Peygamber’in özel ilgisine mazhar olduğu ve bu günde oruç tutulmasını tavsiye ettiği bilinmektedir. İlgili rivayetlere bakıldığında hicretin ilk yılında 10 Muharrem’de oruç tutulması bütün Müslümanlara emredilirken, ikinci yılda Ramazan orucunun farz kılınması sonrasında Muharrem orucunun tutulması hususunda Müslümanların muhayyer bırakıldığı görülür. Bununla birlikte Müslümanların önemli bir kısmı Muharrem ayının 9-10 ve 11. günlerinde oruç tutarlar. Bu durum, Muharrem’in ya da Aşure’nin dini yönünü ifade eder ve dünya döndükçe devam edecektir.


Hz. Peygamber’in tavsiyeleri doğrultusunda faziletli olduğuna inandığımız, oruç tutarak ve ibadet ederek geçirdiğimiz yılın başka günleri de vardır. Ancak bunların hiçbirinde Aşure’de olduğu gibi tartışmalara sebebiyet verecek ihtilaflar olmamıştır. Zira Aşure gününe 10 Muharrem 61 (1 Ekim 680) tarihinde meydana gelen menfur hadise bu güne ayrı bir boyut katmıştır: Hz. Hasan’ın şahadetinden sonra Peygamber ailesinin en önemli temsilcisi olan Hz. Hüseyin, Emevî tahtına oturan Yezid’e beyat etmeyi kabul etmemiş ve tavır koymuştu. O, Iraklıların davetine icabet edip bütün aile efradını yanına alarak Kufe’ye doğru yola çıkmış, ancak Bağdat’ın yaklaşık 100 km güneybatısında yer alan Kerbelâ’da Emevi ordusu tarafından kuşatılmış ve on gün kadar süren baskı ve şiddetten sonra pek çok yakınıyla birlikte katledilmişti (10 Muharrem 61). Bu olay, vuku buluş şekli itibarıyla Müslümanların hafızasında silinmez izler bırakmıştır. Aslında Kerbela sıradan bir facia değildir, orada şehit edilenler evlâd-ı Resül’dür. Unutulmaması gerekir ki, İslamiyet Hz. Peygamber’in bize getirdiği vahiyle kaimdir. Biz, Allah elçisine büyük bir sevgi ve saygı besleriz. Bu, imanımızın bir gereğidir. Onu sevmeden Müslüman olunamayacağını biliriz. Bu muhabbetimiz, -Hz. Peygamber’in yolundan gittiği müddetçe- onun ailesine, çocuklarına ve torunlarına da muhabbet beslememizi gerektirir. Ehl-i Beyt'e düşmanlık gösteren ve onlara zarar veren kim olursa olsun bütün Müslümanların düşmanıdır. Acı olan şudur ki, Hz. Peygamber’in vefatının üzerinden henüz kırk yıl geçmeden dünyevî çıkarlar, siyasi beklentiler ve benzeri gerekçelerle baş tacı ettiğimiz Hz. Peygamber’in torunlarının hunharca öldürülmesidir. Hiçbir mazeret bu katliamı mazur gösteremez. Vuku bulduğu ilk andan itibaren akl-ı selim sahibi bütün Müslümanlar, bu menfur hadiseye sebep olanları kınamıştır. Bu itibarla hicri 61 tarihinden itibaren 10 Muharrem Müslümanların gönül dünyasında farklı bir anlam kazanmış; Aşure günüyle alakalı olarak Kerbela faciasından önceki sevinç ve mutluluk günü olmasına dair rivayetler anlamını kaybetmiştir.


Emeviler, kısa bir zaman sonra işledikleri günahın büyüklüğünün farkına vardılar ve bunu halkın zihninden silmek, Hz. Hüseyin’i ve Aşure matemini unutturmak için bir kısım faaliyetler içine girdiler. Bu bağlamda; 10 Muharrem’de süslü elbiseler giyinmek, güzel kokular sürünmek, insanları sevindirmek ve neşeli olmak gibi hususlarda rivayetler uydurdular ve Müslümanların Hz. Hüseyin’in yasını tutmalarını önlemeye çalıştılar.
Sosyal hadiseler tez-antitez şeklinde geliştiğinden Emevilerin bu unutturma politikaları, bir müddet sonra Şii çevrelerde tersten bir aşırılığın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Nitekim Hicri 352 yılından itibaren Şii-Büveyhiler, Aşure matemini toplumsal bir gösteriye dönüştürmüş ve böylece siyasî bir meta haline getirmiştir. Kanaatimce Ehl-i Beyti sevmek ve onlara muhabbet beslemekle Ehl-i Beyt muhabbeti üzerinden bazı siyasi hedeflere ulaşma gayretini birbirinden ayırmak gerekir. Ehl-i Beyt sevgisinin siyasî gayelere ulaşabilmek için bir araç olarak kullanılmasına hiçbir Müslüman’ın gönlü razı olmaz.


Müslümanlar, her yönüyle Allah elçisini ve onun sünnetini rehber edinmelidir. Hz. Peygamber tavsiye ettiği için bugünlerde oruç tutulması elbette güzeldir. Ayrıca Kerbela faciasını hatırda tutarak bugünlerde eğlence ve benzeri aşırılıklardan da sakınılmalıdır. Bugünlerde Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt'i anlatan kıymetli eserler okunmalı; onların dini ve tarihi şahsiyetleri çok iyi öğrenilmelidir. Sünni, Alevi ve Şii’siyle bütün Müslümanların Hz. Peygamber’i, Hz. Ali’yi, Hz. Hüseyin’i ve Ehl-i Beyt’i daha iyi anlamaya, öğrenmeye ve örnek almaya ekmek su kadar ihtiyacı vardır.

 

  

     

*Yazarımıza görüş ve önerilerinizi hibulut@istanbul.edu.tr e-posta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Bookmark and Share Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder Yazdır  

 

 
B&G Copyright © 2021 Tüm hakları saklıdır ve tüm içeriğine ait lisans ve telif hakları T.C yasalarınca korunmaktadır. İzinsiz kopylanması veya yayınlanması yasaktır.Web sitemizde yer alan her türlü yazı, makale şiir vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Sakarya Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.