Ana Sayfa İletişim
Kullanıcı Girişi
Sakarya Hava Durumu

SAKARYA

Faydalı Linkler
















Yrd. Doç. Dr. Selçuk URAL

05.12.2012  

SUYUN ÖTE YANI DEĞİL, ÖTE YÜZÜ II                        

Suyun öte yanı olarak nitelendirilen Balkanlar coğrafyası, bölgeye Osmanlı Türklerinin gelişiyle birlikte, kendisini, son derece önemli bir kabuk değiştirme şeklinde bir siyasi süreç içinde bulmuştur. Bu sebepledir ki yazılarımızın başlık kısmını yaşanan tarihi sürecin daha iyi anlaşılması babında ‘suyun öte yüzünü görmek’ şeklinde belirledik. Balkanlarda Osmanlı öncesi ve sonrası iyi algılanırsa, günümüzde bölge halkları ve devletleriyle ülkemizin geliştirmeye çalıştığı ilişkiler, daha sağlam temeller üzerine inşa ediliri düşüncesindeyiz.   

Bu meyanda Orta ve Yeniçağ’da Balkan milletlerinin Avrupa’nın beşiğinde uğradıkları zulüm, onları ve bölgeyi içinden çıkılması zor bir sürece mahkûm etmiştir denilebilir. Osmanoğulları Beyliğinin, batı Anadolu’da başlayan kuruluş süreciyle birlikte Gelibolu üzerinden Rumeli’ye çıkışı ve bölgenin ahalisiyle tanışması, aslında bölgenin bir nevi kurtuluşu sayılabilir. Çünkü Osmanlı Türklerinin Balkanlara gelişi ve yerleşmesiyle birlikte, bölgeye son yılların en adaletli ve özgürlükçü sistemi gelmiştir.

Balkanlarda yaşam mücadelesi veren yerli halkların üzerine kâbus gibi çöken idare tarzının merkezinde gerek yerel otoriteler yani despotlar gerekse genel otorite yani Papalık müessesesi yer almıştır. Despotların ve prenslerin halkın üzerinde kurduğu anti demokratik tutum ve iktisadi baskılar sonucu, Balkan ahalisi, açlıkla mücadele eder konuma mecbur bırakılmıştır. Bu tutumun üzerine bir de manevi alanda vuku bulan mezhep alanlı baskılar eklenince, Rumeli halkları tamamen yokluğa doğru sürüklenen bir kitle yığını haline dönüşmüştür.

Osmanlılar öncesinde kendilerine ait topraklarda köle gibi yaşamak zorunda bırakılan Balkan milletlerinin imdadına, Avrupa’nın tüm söylem ve beraberinde oluşturdukları haçlı ittifakları teşebbüslerine rağmen, Türkler yetişmiştir. Osmanlıların bölgeyi akıncı kuvvetlerinin üstün kabiliyetleri ve savaş meydanlarında alınan galibiyetler neticesinde ele geçirmesi dönüm noktası olmuştur. Osmanlılar bölge ahalisine son derece samimi ve baskıdan uzak, özgürlük temelli bir siyasi yapı armağan etmiştir. Toprakların gerçek sahibi ve hâkimi Osmanlı Devleti adına Osmanlı Sultanı olmasına rağmen, Türklerin timar sistemi sayesinde, bölge halkları topraklarını ilk kez iktisadi manada ekip biçebilir hale gelmiştir. Bu durum Balkanlarda yine ilk kez iktisadi manada gelişmişliği beraberinde getirirken bölge halkının da hem Osmanlılara hem de kendilerine olan güvenini ortaya çıkarmıştır. Osmanlıların Balkanlarda uyguladığı bu iktisadi politikanın yanında, bir de manevi hayata el sürülmemesi, halkın tamamen Osmanlıları ve sistemlerini sahiplenmesini beraberinde getirmiştir. Bu vesileyledir ki Balkanlardaki Osmanlı egemenliği sadece toprak kazanımı üzerine değil gönüllerinde kazanılmasıyla şekillenmiştir. Osmanlı Türkleri işte bu politikaları sayesinde Balkanlarda uzunca bir süredir özlemle beklenen siyasi güç boşluğunu tam da Türklere yakışır şekliyle olması gerektiği gibi doldurmuştur.  

Ancak, Osmanlıların bölge halklarıyla girdiği bu ilişki, tabiî ki Avrupa tarafından şiddetle kıskanılmıştır. Bu vesileyle Vatikan’ın ve Avrupalı siyasi güçlerin yoğun baskıları sonucu bölgesel ve genel mahiyette birçok haçlı ordusu kurulması teşebbüsü yaşanmıştır. Büyük ihtiraslar ekseninde oluşturulan Haçlı orduları, tıpkı daha önce olduğu gibi, yine Türklerle baş edememiş ve ağır mağlubiyetlerin acısını tatmak zorunda kalmıştır. Yinede Türklerin bileğini savaş meydanlarında bükemeyen ve Balkan milletlerinin gönüllerine girişinin önüne geçemeyen gerek Avrupalı devletler gerekse de bölgede yer alan güçlerde, Türkleri Balkanlardan atma isteği hiç tükenmemiştir.
Balkanlarda tarih içinde Türklere karşı oluşturulmaya çalışılan korku, kin ve nefret merkezli siyaset orta ve yeniçağ’da tutmadığı gibi, tarihten günümüze değin bölge insanıyla köklü ve sağlam ilişkilerin kurulmasına da engel olamamıştır. Bu vesileyle Rumeli halklarıyla olan ilişkilerimiz, gerek Balkan devletlerini gerekse de Türkiye’yi Avrasya’da önemli bir siyasi gücün sahibi olma hazzına ulaştırmıştır.

 

  

Bookmark and Share Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder Yazdır  

 

     

*Yazarımıza görüş ve önerilerinizi sural@sakarya.edu.tr eposta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.
 
POOLSOFT BİLİŞİM HİZMETLERİ Tüm hakları saklıdır ve tüm içeriğine ait lisans ve telif hakları T.C yasalarınca korunmaktadır. İzinsiz kopylanması veya yayınlanması yasaktır.